Akbelen ormanlarında direniş devam ediyor…

Burak ARTUNER yazdı

Muğla Milas’taki Akbelen ormanlarında termik santral için ağaçların kesilmesine karşı İkizköylüler’in direnişi sürüyor… Köylülerden 88 yaşındaki Nene’nin ağaca sarıldığı o simge fotoğrafı görünce kelimenin tam anlamıyla boğazım düğümlendi, burnumun direği sızladı, gözlerim yaşardı… İçimden “Ecdad bu manzarayı görseydi, ne yapardı, ne söylerdi?” diye geçirdim…

On dört yıl önceydi… Tarihçiler’in kutbu Halil İnalcık hocayla Ankara Bilkent Üniversitesi kampusu içindeki lojmanında bir röportaj yapmıştım. Osmanlı’nın doğuşunu simgeleyen ‘ağaç hikâyesi’ni sormuştum İnalcık Hoca’ya… Rahmetli İnalcık Hoca, sadece Osmanlılar’da değil eski Türkler’den bu yana ağacın Türkler için ne kadar önemli olduğuna vurgu yapmıştı. Osman Gazi’nin karnından doğup dünyaya yayılan ağaç rüyasıyla ilgili düşüncesi ise bunun bir rivayet olduğuydu, bunu Osman Gazi’den yaklaşık 3 asır yaşayan Aşıkpaşazade’nin tarihinde gerçekmiş gibi yazdığını anlatmıştı koca tarih çınarı: “Eski tarihçilerimiz birisinin naklettiği rivayeti aynen alır kitabına koyar. (…)Bir misal vereyim. Sözde Osman’a rüyasında dünya hâkimiyeti müjdelenmiş. Bunu Şeyh Edebali yorumlamış. Bunu modern bir tarihçi kabul edebilir mi? 15. yüzyılda Aşıkpaşazâde’de, Neşri bunu gerçek gibi kayd eder.”Gelelim ‘rivayet’ olmayan gerçeklere:

“EBED’ÜL ABAD….”

Fatih Sultan Mehmet, “Ormanlarımdan bir dal kesenin başını keserim” diye ferman çıkarmış, bunu kanunnamesine de kaydettirmiştir. Fatih’in kanunnamesinde sonsuza dek “Ebed’ül âbâd mamûlün bih” geçerli olmak üzere ibaresi vardır.

YÜZYILLAR ÖNCESİNDEKİ ÇEVRECİLİK ANLAYIŞI

Dilimize yerleşen “Yaş kesen baş keser” atasözü de belki de Fatih’in bu fermanından sonra ortaya çıkmış ve asırları aşarak bugünlere gelmiştir. Lüzumsuz ağaç kesmenin adam öldürmekle eş değer olduğunu ve cezasının da ona göre olacağını vurgulayan bir sözdür bu… Aslında sadece bir söz değil yüz yıllar öncesinin dünyasındaki bir çevre anlayışının tezahürüdür.

İslamiyet’in kutsal kitabı Kur’an’ı Kerim’in ayetlerinin ve onun peygamberi Hz. Muhammed’in hadislerinin de ecdadımızın hassasiyeti üzerinde etkili olduğu su götürmez bir gerçektir. Kur’an da 36 yerde doğrudan, 264 yerde dolaylı olarak ağaçtan bahsedilmesi de bunun en büyük ispatıdır. Hz. Muhammed’in şu hadisi çok iyi bilinir: “Kıyamet koparken sizden birinizin elinde bir ağaç dalı bulunur da buna kıyamet kopmadan dikmeye gücü yeterse, muhakkak onu diksin, bırakmasın.”

Bunun dışında Hz. Muhammed’in ağaçlara zarar verilmemesini istediği bir hadisi de şöyledir: “Bir Müslüman herhangi bir ağaç veya bitki dikerse, ondan yenilen şey kendisi için bir sadakadır. Ondan çalınan şey kendisi için sadakadır, yabani hayvanların yediği şeyler sadakadır, kuşların yedikleri sadakadır, bir kişinin ondan alıp eksilttiği şey de kendisi için sadakadır.”

‘AĞAÇLARI KESMEYİNİZ’

İslam halifesi Ebubekir’in ordusuyla sefere çıkarken askerlerine söyledikleri de bu anlayışın yansımasıdır: “Hâinlik yapmayınız, ganimet malına ihânet etmeyiniz, zulmetmeyiniz Çocukları, yaşlıları ve kadınları öldürmeyiniz! Hurma ağaçlarını kökünden kesmeyiniz ve yakmayınız…”

YABANCI YAZARLARIN GÖZLEMLERİ

Fransız gezgin Dr. A. Brayer, “Neuf annees a Constantinople” ismiyle 1836’da Paris’te yayınladığı İstanbul anılarında Osmanlı insanının tüm canlılara (insan, hayvan ve bitki) çok değer verdiğinden bahsederek, Hıristiyan bir hastasından şöyle bir olay dinlediğini anlatır:

“Oğlumu evlendirdiğim için ev yetmez oldu. Mevcut evi bizim bahçeye doğru biraz genişletmek istiyorum, ama bu durumda bahçemde gördüğünüz ağaçlardan beş-altı tanesini kesmem icap ediyor. Lakin o takdirde Müslüman komşularımın beni ‘ağaç katili’ ilan edip tüm ilişkilerini kesmelerinden korkuyorum. Adamlar yeşile âşık… Çok çaresizim.”

TÜRK EVLERİNİN ÖVÜNÇ KAYNAĞI

İngiliz kadın gezgin Lady Craven, “Voyage de Milady Craven a Constantinople” ismiyle Fransızcaya aktarılan 1789 tarihli eserinde Türkiye’deki ağaç tutkusunu şöyle anlatır: “Türkler tabiat güzelliklerine o derece hürmet gösterirler ki, eğer ev kuracakları yerde bir ağaç varsa, ağacı asla kesmez, evi ağacın çevresinde inşa ederler. Çatıda da, ağacın büyüyüp gelişebilmesi için kocaman bir delik bırakırlar. Bu tür evler Türklerin övünç kaynağıdır.” Bu okuduklarımız eşliğinde, “Ağaçlar kesilmesin diye direnmek, ağaçlar kesildiğinde üzülmek, dertlenmek hakkımız değil mi?” diye sormadan edemiyorum… Sonra gözlerimi kapatıp “Akbelen’i ecdad görse ne yapardı?” diye düşünmekten kendimi alamıyorum…

patronlardunyasi.com

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir